ğĞşŞçÇöÖüÜıİ

1976 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Vural Aksankur, yükseköğrenimini 1997 yılında Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde tamamladı; ardından yüksek lisans derecesini İstanbul Ticaret Üniversitesi’nden aldı. Hayatını matematiğin büyüleyici evrenine adayan ve bu disiplini sevdirmeyi misyon edinen Aksankur, eğitim dünyasında Hocalara Geldik, Dicikoc ve İksibul gibi yenilikçi girişimlerin kuruculuğunu üstlendi. Ancak zihni sadece sayılarla ve formüllerle sınırlı kalmadı; edebiyatın, özellikle de kurmaca anlatının sunduğu sınırsız imkânlara yönelerek çeşitli platformlarda öyküler kaleme aldı. Edebi yolculuğunun en somut ve olgun meyvesi olan Nanamorf serisinin ilk halkası Değişikler ise Edebiyatist etiketiyle yayımlandı.
Her şeyden önce Değişikler, arkasındaki yoğun entelektüel mesaiyi ve titizliği her satırında hissettiren, kelimenin tam anlamıyla büyük bir emeğin ürünü. Vural Aksankur, üzerinde çalışmaya devam ettiği diğer iki ciltle birlikte, ayakları yere basan ve okuru içine alan doyurucu bir evren inşasına soyunuyor. Kitabın sonuna eklenen ek bilgilendirici metinler ve bağımsız dosyalar, bu kurmaca evrenin ne denli ince elenip sık dokunduğunun, üzerinde uzun uzadıya düşünüldüğünün kanıtı. Üstelik bu dünya sadece sayfalardan da ibaret değil; seriye özel hazırlanan bir web sitesi de mevcut. Yazarın bilimsel nosyonu, popüler bilim konularındaki derin araştırmaları ve tüm bu teorik altyapıyı kurgunun doğasına ustalıkla yedirişi, nitelikli bilimkurgu okurunun gözünden kaçmayacak bir edebi başarı sunuyor.
Nanomorf serisi, okuru yakın geleceğe, 2032 yılına götürüyor. Norveç açıklarında yaşanan bir kazayla gün yüzüne çıkan antik bir organizmanın insanlık tarihini nasıl yeniden yazmaya giriştiğini görüyoruz. Bu kadim virüs, ölümcül olmasa da bulaştıklarında kalıcı morfolojik ve bilişsel mutasyonlara yol açıyor. Virüse yakalanan kitlelerin %99,8’i gri ten rengine bürünüp fiziksel atalete teslim olurken, geriye kalan %0,2’lik kesimse kırmızı ten rengiyle birlikte zekâ sıçraması ve üstün analitik kapasite kazanıyor. Mutasyonun yarattığı bu biyolojik kutuplaşma, kaçınılmaz olarak sosyolojik yapıyı kökünden sarsıyor. Vural Aksankur; “normaller”, “Griler” ve “Kırmızılar” etrafında ördüğü bu üçlü ve kaotik çatışma alanını son sayfaya dek ustalıkla ayakta tutarken, okuru ahlaki ve toplumsal açıdan kaygan bir zeminde yürümeye zorluyor.
Nanomorf’un uzun soluklu ve geniş ölçekli bir proje olacağı göz önüne alındığında, serinin açılış perdesi olan Değişikler’in kurgusal mimarisi de oldukça sağlam temellere oturuyor. Aksankur, ele aldığı spekülatif felaketi dar bir alana hapsetmek yerine, farklı coğrafyalara yayılan küresel bir perspektifle işlemeyi tercih ediyor. İlk bakışta olay örgüsünü dağıtma riski taşıyan bu çoklu mekân kullanımı, yazarın analitik becerisini edebiyata yansıtmasıyla büyük bir avantaja dönüşüyor. Nedensellik ilkesiyle sistemli bir şekilde ilerleyen hikâye, okuru basitçe A noktasından B noktasına götüren doğrusal bir yoldan ziyade, olayların ve karakterlerin kesiştiği çok boyutlu bir “birleşim kümesinin” içine davet ediyor. Bu kümenin en baskın elemanı ise şüphesiz metne sızan titiz bilimsel detaylar. Aksankur, gündelik hayatta kulak dolgunluğuyla yetindiğimiz yüzeysel bilimsel kabullerin ardına geçiyor; okurunu, kilitli kapılar ardındaki teorik gerçekliklerin heyecan verici dünyasına sokuyor. Yakın dönemde yaşadığımız pandemi travmalarından beslenen eser, bu toplumsal korkuyu spekülatif kurguyla geleceğe yansıtıyor. Bu da Değişikler‘in distopik atmosferini çok daha sarsıcı ve inandırıcı kılıyor.
Değişikler, okura zengin çatışma dinamikleri vadetse de aksiyon vitesini yükseltmekte biraz ağırkanlı davranıyor. Metnin ilk yarısı büyük ölçüde evren inşasına, salgının arka planını kurmaya ve kişiler arası ilişkilere ayrılmış durumda. Bu uzun ekspozisyon süreci, tempolu bir kurgu bekleyen sabırsız okurlar için risk barındırabilir. Üstelik kimi paragrafların edebi bir anlatıdan ziyade senaryo taslağı hissi vermesi de metnin zayıf karnı olarak öne çıkıyor. Ancak, elimizdeki eserin uzun soluklu bir serinin girizgâhı ve yazarın ilk romanı olduğu gerçeğiyle bakarsak, bu pürüzleri “ilk kitap günahı” sayıp tolere edebiliriz. Zira olay örgüsü tam da okurun ilgisini kaybedebileceği o kritik eşikte ivme kazanıyor; başlardaki durgunluk yerini katmanlı bir derinliğe ve sürükleyici bir aksiyona bırakıyor. Yazar, son sayfalardaki bu yüksek tansiyonu koruyup ikinci kitapta da üstüne koyarak ilerlerse okurunu fazlasıyla tatmin edecektir.
Nihayetinde karşımızda; insan olmanın anlamını ontolojik olarak sorgulayan, ötekileştirmenin ve önyargıların birey ve toplum üzerindeki yıkıcı etkilerini irdeleyen dinamik bir eser var. Kurgusunu dar bir mekâna ve sınırlı bir karakter kadrosuna hapsetmek yerine farklı kültürlere ve şehirlere yayan Değişikler, okuma listelerinde kesinlikle şans verilmesi gereken bir roman. Son bir parantezi de bölüm başlarındaki alıntılara açmak gerek: Farklı kaynaklardan metne serpiştirilen epigraflar, serinin tarihçesine entelektüel bir derinlik katarken metnin lezzetini de artırıyor. Yazarın özenli kelime işçiliği ve cümlelerin hikâyenin atmosferine sunduğu katkı tek kelimeyle fevkalade.
Son Paylaşımlar
Okurken en sevdiğim şey, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmamasıydı. İlk başta herkes yaşananları bir virüs salgını sanıyor ama sayfalar ilerledikçe olayların arkasındaki gerçek yavaş yavaş ortaya çıkıyor ve o noktadan sonra kitabı elinden bırakmak gerçekten zorlaşıyor.
6 Tem 2026
27 Mart 2032’de Nordkammen açıklarında, Nordkammen isimli buz kıran gemisi mürettebatından Bjorn Solberg kaza geçirir ve ...
15 Nis 2026
Günümüz distopik kurgu dünyasının çoğu zaman Batı merkezli anlatı kalıplarını tekrar ...
6 May 2026




