ğĞşŞçÇöÖüÜıİ

PERDELERI AÇMADILAR / ÜCRETSİZ ÖN OKUMA

Figüran

FİGÜRAN

Hava buz değil, bıçak. Branda su kusuyor. Çöp kokusu burnuma yapışmış. Sigara da çöp gibi. Turuncu lambalar erkenden yanmış. Daha akşam değil. Daha hiçbir şey değil.

Kornalar, sarı taksiler, bağıran motorlar. Herkes bir yere yetişiyor.

Gömleğine iki damla düşüyor.

Anam görse…

“Üşütürsün oğlum.”

Üşütmem ana. İçim zaten buz.

Yağmur tenekeye vuruyor pat pat. Sigara ağzında yüzük parmağına bakıyor: koca beyaz bir iz. Çek içine dumanı salma. Boğul.

İki ay oldu geçmedi hâlâ hep o babası. Piç. Parmağını sıvazlıyor. Üç senelik ilişki bitirdi garsondan olur muymuş senden olmuş ya.

Kalbine hançer girmiş de oya oya gitmiş gibi en derine. Gözlerine bakmıştı Cemre’nin; şaka desin diye. Dememişti. Anamın yüzü nasıl da düşmüştü düşmesin bir daha.

“Cemil, hadi aslanım. Bitmedi mi molan?” Kulaklığını işaret ediyor, “Telsizin de kapalı.”

Son bir nefes daha çekip atıyor sigarasını Cemil.

“Radyo açık da abi. Bitti, geliyorum hemen.”

“Türkücü Cemil,” diyor gülerek. “Tamam, hadi masa yirmi üç sende.”

“Tamamdır abi.”

“Cemil!”

“Efendim abi.”

“Bak, ağzını çalkalıyorsun değil mi sigaradan sonra?”

“Tabii abi, merak etme sen. Kolonya da sürüyorum.”

“Kolonya olmaz,” diyerek tebessüm ediyor beriki. Bekliyor bir nefes. Sonra elini omzuna koyarak konuşuyor: “Soyunma odasında tezgâhın altında parfüm var benim. Onu sık.”

“Tabii abi,” diyor Cemil, kızarıyor.

Ah be Yusuf abi sen olucam ben de ileride babacan adam.

İçeri giriyor. Köşesindeki dolabı açıp gargarasını alıyor, bir yudum ağzına atıp iyice çalkalıyor, sonra lavaboya tükürüyor. Ele iki nefes. Oh mis. Çok da kokmaz ya ağzım zaten. Tezgâhın altına eğiliyor, alıyor parfümü. Kenzo ne ya. Oha güzelmiş ama pahalıdır. Ürkekçe bastırıyor, iki kez.

Hızlanıyor; kaos bir mutfak. Kızgın yağ kokuları, bağırışlar, ocaklardan yükselen alevler… Kelebek kapıyı itip, kadife örtülü, şamdanlı masalarla dolu şık restorana giriyor.

Cebinden kalem kâğıdı çıkarıp yürüyor. Yan masada bir adam ve bir de kadın. Adam buna bakıyor. Esniyor geriye doğru. Mekânın sahibi gibi. Elini kaldırıyor hafifçe.

“Canım, Hakan’ı gönderir misin?” Yanındaki kadına dönüyor, “O bakar hep bana.”

Evet, evet. Herkes yolunu gözler senin. Patron köpeğin olur.

“Hemen gönderiyorum efendim.” Allah parayı neden bu görgüsüzlere verir.

“Cemil, nereye?”

“Yirmi üçe gidiyorum. Yusuf abi söyledi.”

“Aldık onun siparişini. Sen loca on bire geç. Şampanya söyleyeceklermiş.”

“Tamam abi. Ha abi, masa kırk bir Hakan’ı sordu.”

“Gönderiyorum ben.”

Yoruluyor. Midesinde hafif bir ağrı hissediyor. Hep böyle mi olacak anasını satayım milletin artığını taşıyarak hayat mı geçer.

Loca katına çıkıyor.

“İyi ki doğdun, Hal-dun!”

Hiç de istemem benim kutlansın saçma ki ne saçma. Cemre’nin kutlardım ya ben severdi o. Yanlarından geçip gidiyor. Kulağında türkü çalmaya devam ediyor.…

ÖYKÜNÜN %30'UNU OKUDUNUZ

Bu öykünün ve kitaptaki diğer bütün gerçekçi öykülerin tamamı e-kitapta.

Tek PDF içinde bütün öykülere erişin.PDF şimdi sadece 29 TL

ğĞşŞçÇöÖüÜıİ