ğĞşŞçÇöÖüÜıİ

PERDELERI AÇMADILAR / ÜCRETSİZ ÖN OKUMA

Fehmi

FEHMİ

Bugün karşı arsadaki kalasları kaldırdılar. Kocaman kamyonlar onca kalası iki saatte alıp götürdü. Ben de indim yardıma. Hanım bir iki kere “Karışma adamların işine” dedi, aldırmadım.

Çocukluğumdan beri var bu arsa. Mektep dönüşü koşup top oynardık orada. “Oğlum ödevin yok mu senin?” derdi annem, yok derdim. Allah rahmet etsin. On yıl oldu öleli, bu kasabada doğdu burada öldü. Benim kaderim de aynı olacak. Ayrılmam bu kasabadan. Havası da iyidir insanı da.

Gerçi hanım başımın etini yer “Gidelim İzmir’e taşınalım, ölüsü çıktı bu kasabanın,” diye ama olur mu hiç? Hem memur adamım ben.

Kasaba küçük, postanenin önünde oturan kadınların dedikodusunu dinlerim bütün gün. Ama öyle basit bir iş değil yaptığım. Her birinin mektupları benden geçer, istesem açar

bir bir okurum, bakarım hepsine. Gerçekten kocası Almanya’dan para gönderir mi Fevziye bacının, yoksa başka karıya kaçtı da utanır, yalan mı söyler elaleme? Bakarım istesem de günahtır, Allah’tan korkarım ben.

Sahi cami yapılacak demiştiler arsaya, ne oldu? Hiç haber çıkmadı. Her cuma bir dünya yol yürüyoruz. Her adımı bin rekattır ya…

Dört yıl önce gelmişti kalaslar. Onlar gelince arsa sesini yitirdi. Kışın üstlerine kar yağdı, yazın güneşte esmer esmer yandılar. Bugün kaldırırlarken indim yanlarına. Dedim “Talaşa göndersinler, yaramaz artık bunlar.” Öyle yapacaklar dedi Çankırılı Musa.

Mis gibi helva koktu. Hiç çağırıyor mu beni, hâlâ küs tabii. Elalemin karıları bileziklerle dolanırmış da utanırmış. Kasabada herkesin bağda evi varmış, bir bizim yokmuş. Laf mı şimdi bu?

Sokağa bakıyorum. Tek tük geçenler var. Çoğu kadın. Yüzleri asık, adımları sert. Bir yerden kavgadan geliyorlar, ya da bir yere kavgaya gidiyorlar sanırsın... Kös kös yürüyorlar. Hepsi de kendine güvenen kişiler, belli. Kusur bağışlayacak göz yok bunlarda. Büzülüyorum; içimi bir sıkıntı kaplıyor. Şu pos bıyıklı bizim kasap Rıfat değil mi? Koca tencerelerle geliyor. Kime bırakmış dükkânı? Yetişkin çırakları vardır; kemikli eti

löp diye sattırır onlara. Hem namaz da kılmaz bu adam; hiç görmedim cumada.

Bir kadın geçiyor. Tanırım onu, evleri bize yakın. Kocası bankada müdürmüş. Kıpkırmızı boyanmış. Neler söylüyorlar onun için postane önündeki kadın¬lar, ne kötü şeyler. Bazen dayanamıyorum “Ayıptır yahu, etmeyin,” diye sesleniyorum ama dinleyen kim? Hep birini çekiştirirler. Gözleri ışıldar anlatırken. Onları dinlerken kalkıp gitmekten korkarım. Gider gitmez beni çekiştirecekler sanırım, inanmıyorum onlara ama bu kadını da sevmiyorum. Çok konuşur. Ara sıra mektup gönderir Adana’ya, içi kokulu. Kim varsa orada artık? Anlamam sanır. 'Bizimki' dediği kocasını anlatırken bir bakışı vardır bana, postanede memurum diye eğlenir gibi, acır gibi bir bakış, sinirlendirir beni. Gene de bir şey demem; anlamaz gibi dururum. O boyuna konuşur.

Bizim hanım da konuşurdu onu; kocası alırmış her ihtiyacını, bir dediğini iki etmezmiş. Kızı da yurtdışında okurmuş. Laf uzamasın diye susardım. Ama bir gün konuşacağım ben de “Ne kalırlar o zaman bu kasabada? Alsın karısını, gitsin çocuğunun yanına,” diyeceğim. Ama çocuk diyemem ben, içim burkulur. Bizim hanım da açmaz o konuyu. Nesini konuşalım? Çocuğumuz mu olur bizim?

Kapı açıldı. Hanım mı geliyor? İzmir’e taşınalım diyecek yine.…

ÖYKÜNÜN %30'UNU OKUDUNUZ

Bu öykünün ve kitaptaki diğer bütün gerçekçi öykülerin tamamı e-kitapta.

Tek PDF içinde bütün öykülere erişin.PDF şimdi sadece 29 TL

ğĞşŞçÇöÖüÜıİ