Tik Tak
Yaşlı adam şöminede kaynayan gümüş demlikteki çayı son bir kez karıştırdı. Zayıflayan ateşe irice bir çam kütüğü attı; yanık reçine kokusu odaya yayılırken ayağa kalktı. Hoparlörlerden Erik Satie’nin Gnossienne no:1 yükseliyordu. Ağır adımlarla pencereye yöneldi. Savrulup cama çarpan kar taneleri eriyor, notalara karışıp adamın solgun yansımasında kayboluyordu. Bir ses duydu; müziği kıstı, dikkat kesildi. Karlar eziliyor... Ürperdi, giydiği gri kaşmir hırkanın yakasını kaldırdı. Vakit geldi demek. “Kapı açık!” dedi titreyen sesiyle. Kapı yavaşça aralandı; karanlığın içinden bir gölge içeri süzüldü. Odanın sıcağına soğuk bir beden kokusu karıştı. Her adımında daha da renklendi gölge, sonunda tam karşısında durdu berikinin. Burun buruna aynı iki yüz; aralarında bir karış ve yirmi yıl... Gözlerini dikti yeni gelen, başını salladı: “Bu… gerçekten müthiş,” dedi sırıtarak. Parmaklarını adamın çatlamış yüzünde gezdirdi. “Çok da değişmemişim,” diye fısıldadı. Bir tepki gelmeyince sordu: “Sen bir şey söylemeyecek misin?” Dudaklarını büktü yaşlı adam, “Daha önce görmedim değil.”
Şömineye doğru eğildi, yüzü alev alev parladı. Böyle toy muydum gerçekten. Kalın, keçe gibi bir bezle yapıştı demliğin kulpuna. Nasıl veririm her şeyimi ona. Masadaki gümüş kupalara döndü ve ikisi için de birer bardak çay döktü. “Yirmi yıl önce senin yüzünle girdim bu kapıdan. Senelerce taşıdım bedenini.” Duraksadı, biraz daha yaklaştı, “Yalnız bende yara izi yoktu,” dedi adamın yüzünü işaret ederek. “Bar kavgası. İz derin, kalır dedi doktorlar.” Sonra camdaki yansımasına baktı; dudağı gerildi, sesi arsızlaştı: “Kızlar bayılıyor.” Bir de küstah. Hayır hayır, ben böyle değildim, bu ben olamam. Ağır adımlarla yürümeye başladı genç adam. Parmakları deri koltukların yüzeyinde gezindi. Gözleri, duvarlardaki tabloların üzerinde titreşen pirinç şamdanların gölgelerine takıldı. Portreler, manzaralar, eski zamanların yüzleri… Ağzı kulaklarında, yaşlı adama döndü, “Bu kadarını beklemiyordum…” Tepkisizdi diğeri, dudaklarının ucu kıpırdadı, “Çok çalıştım. Birikimlerim yüzlerce kişiye onlarca yıl yeter.” Gözleri parladı adamın, ama ardından kısa bir tereddüt yansıdı yüzüne. “Hımm, tanıyanın çoktur o zaman” Kenara çekildi, gölgesini adamın yüzünden aldı. “Yüzündeki çizgiler, saçındaki beyazlar...” Küstah bir fısıltıya dönüştü sesi, “Estetik yaptırdım derim. Yara izini de keyfi eklettim.” Masaya yürüdü. Çayı eline aldı ve metalin sıcaklığına bıraktı avuçlarını. Yavaşça dudaklarına götürdü, parça parça birkaç yudum içti. Yaşlı adam gözlerini kırpmadan izliyordu onu. “Peki ya sen?” Duraksadı. “Sen, ne bıraktın senden sonra gelene?”…
Bu öykünün ve diğer bütün bilimkurgu öykülerinin tamamı e-kitapta.
Tek PDF içinde bütün öykülere erişin.PDF şimdi sadece 29 TL